
İçini ısıtıyordu
güneşin ışınları. Eski evin verandasındaki köşeye oturmuş, ayaklarını
uzatmıştı. Gözlerini uzaklara daldırmış, elleri kitabında öylece bakıyordu. Ne
düşündüğünün farkında değildi. Sadece denizin enginliğine, mavisine dalıp
gitmişti.
“Yapacak ne çok
iş var” diye söylenen sesini duydu adamın. “Şu çatıyı tamir ettirmek lazım,
elektrikte de sorun var gibi. Ama biraz elden geçirsek oturulacak hale gelir.”
Sesler sanki bir
sis bulutunun ardından ulaşıyordu kulağına. Duymak istememişti belki de. Ev
neredeyse 30 yıldır hiç açılmamıştı. Epey eskimiş, denizin tuzuna, sert lodosa
karşı koyamamıştı birçok yeri.
Yine de sevdiği, evlendiği
adamın elinden tutmuş, yıllar yılı kapısını açmadıkları bu eve getirmişti,
çocukluğun göstermek ister gibi…
Ne kadar
farklıydı her şey. Annesinin her yerin yemyeşil, binasız olduğunu anlattığı
zamanları düşündü. Sonra çocukluğunda burada geçirdiği günleri. Bazen onu
anneannesiyle baş başa bırakır çalışmaya giderdi ailesi. Ne kadar güzel geçerdi
o günler. İstediği her türlü yiyecek kaçamağını yapar, dilediği saatte yatardı.
Deniz desen girilebilecek kadar temizdi. Kumsal bile vardı. Üstelik evin hemen
önünden başlayan bir kumsal.
Şimdi ise evin
önü neredeyse bir toprak yol halini almıştı. Yine de denizi tam karşıdan
görüyordu. Bu da ona yeterdi.
Gelir gelmez
korkunç bir rutubet kokusu karşılamıştı onları. İçerisi ise yaprak, böcek ölüsü,
örümcek ağı doluydu, hatta fare pislikleri bile göze çarpıyordu. Umursamamıştı ikisi
de. Artık eşi olan sevdiği adam da aynı kafadaydı.
Evin verandasına
açılan ön kapıyı zar zor açmışlardı. Paslanmış, tutmaz olmuştu demiri.
Kapıyı açar açmaz
eski günlere gittiğini düşündü. Büyük mermer masa yıllara dayanamamış bir
bacağını kaybetmişti. Plastik sandalyelerse oturulabilir durumda değildi. Yine
de umursamadı.
Sağlam
görünenlerden birini seçti ve dışarı çıkarıp güneşin en güzel vurduğu yere
koydu. Burası annesinin gündüzleri kitap okumayı sevdiği, babasının akşamüzeri
birasını yudumladığı köşeydi.
Sandalyeyi
attıktan sonra eşi ona dokunmaması gerektiğini anlamıştı. Anlayışlı adamdı
neyse ki. Suskunlaşmış başka diyarlara gitmişti sanki. Çantasından kitabını
çıkardı. Annesinden ya da belki dedesinden kalma bir kitaptı. Satır altları
çizilmiş, sayfaları sararmıştı. Sandalyeye dikkatlice oturdu, ayaklarını uzattı
duvara. Tıpkı annem gibi diye düşündü. Ne kadar uzun zaman önceydi ama sanki
dündü dedi içinden. Kitabı okumuyor okşuyordu adeta.